Kapıdan girerken gördüm onu. Duruşundan anladım durumlar nanaydı. Bakışlarımı çevirdim, masaya yaklaşmasını bekledim. Keşke dedim bi paket daha sigara alsaydım mevzu derin konu uzun bizimki dertli belli. Yaklaştı masaya ahşap sandalyenin arka ayaklarını yere sürterek çekti kendine göre ayarladı ve oturdu.
- Oooo dedim. Sen gelir miydin buralara ?
- Bu muydu dedi
- Ne bekliyordun dedim
Kafasını kaldırmadan dik dik baktı bana.
- Böyle hayal etmemiştim dedi.
- Hayal etmiş miydin ki dedim?
Aramızda geçen bu anlamsız diyaloğun derinliğini yalnızca ben ve o anlardık. Çok dönmüştük bu yollardan. Döndük dediysek ileriye doğru yani yeni yollar keşfederek yoksa bizde geri vites ve u dönüşü yoktur bilirsiniz.
Bir şey söylemesini beklerken giderek soğuyan çayımdan son kalan sıcaklığına dair umudumu koruyarak bi yudum aldım. Elbette soğumuştu, bekleyen duran, zamanında ilgilenilmeyen her şey gibi o da soğumuştu. Şimdi benim canım isteyince odağım ona geri dönünce istediğim sıcaklığı vermemesi çok doğaldı. Çaydan bahsediyorum yani.
Sabırsız bi bakış fırlattım
- İçer misin buranın çayı güzeldir dedim
- Bi sen seversin böyle salaş mekanlardaki bayat çayları zaten dedi.
Haklıydı ve bana saldırmaya hazırdı. Yaşadığı hayal kırıklıkları mekanın salaşlığını omuzlarına yüklüyordu sanki. Kısık sarı ışıklar ruh halini daha da demliyor insanların telaşsızlığı onun koşturmacasında katlanılmaz geliyordu.
İki çay söyledik. Derdinin ne olduğunu bilmeme rağmen anlatmasına, derede yolunu bulan sular gibi kendini hazır hissederek cümleye girmesine müsade ettim. Uzun bir bekleyişin ardından anlatmaya başladı.
- Anladım dedi. Senin örnek gösterdiğin şu adamı şimdi daha iyi anladım. Hani geçirdiği trafik kazasında parmakları parçalanmıştı. Kafasındaki kask olmasa beyni parçalanacaktı da inadına iyileşti. Ellerinin ağrısını yok sayarak kendi kendini tedavi etmişti ya. Heh onu daha iyi anladım. Acının üstüne gidince anlıyormuşsun kat ettiğin yolu. Önünde duranın önemini, arkanda kalanın değersizliğini acı çekerken kendi başına yolda yürürken anlıyormuşsun. Onun parmaklarını zorlayarak hareket ettirmesi gibi ne kadar zorlansa da adım attığında temiz havayı içine çekebiliyormuşsun. Şimdi çok daha iyi anladım.
Gülümsedim. Bunu gerçekten beklemiyordum. Mekanın sarı ışıkları sanki bi anda daha parlak hale geldi. Tamam dedim içimden büyümüş bizimki. Gerçi büyümenin yaşı olmaz ama güzel incitmişler sıpayı fakat iyi gelmiş belli. Ona sorular sorarak kafasındaki düğümleri açmak çok isterdim. Severdim düğüm çözmeyi, karışan kolyeler, birbirine giren kablolar kaçmazdı benden. Onun düğümlerini de en iyi ben çözebilirdim. Hiçte zorlanmazdım üstelik bilirdim nerelerde kördüğüme yakın nerelerde ucunu çeksen hemen gelir tahmin ederdim. Sormadım ama gerek yoktu. Çünkü bununla yüzleşmesi gerekiyordu ne demişlerdi " hayat siz planlar yaparken başınıza gelen şeylerin toplamıdır " mıydı ? Bizimkinin de başına gelen şeyleri biraz daha idrak etmesi gerekiyordu. Atel takılmış parmağını egzersizle yumuşatmayı öğrenmesi gerekiyordu. Acıtan egzersizleri yapmazsa kaskatı kalırdı o parmak bükülmez, esnemez işlevini yerine getiremezdi. Bizimkinin de hayat ona böyle sağlı sollu girişmedikçe yaşamayı öğrenemeyeceğini, tam bu düğümlerin içinde anlaması gerekiyordu.
Küçük bardakta taze demlenmiş olarak gelen çayın tadına o da şaşırmıştı. İçti bitirdi. Ben ağzımı açmadan ikincileri söyledi.
- Sevmiyorum bu mevsimleri biliyorsun, ayazlar bana göre değil güneşli hava insanıyım dedi.
- Ayazı ye ki güneşin kıymetini bil dedim.
Aynaya karşı sohbetimiz bitti. Kendime söylediğim üçüncü bardak çay bitmek üzereydi..
Yorumlar
Yorum Gönder